11 Mayıs 2019 Cumartesi

Sevmediğim Gün

 Sevmediğim gündür Anneler Günü  Anne oldum, yine değişmedi.  Anne olmakla ilgili değil ki. Annen olması ile ilgili bu gün. Annenin yanında olması ile ilgili. Ona sarılmak koklamak onunla sohbet etmekle. Ya da hiç değilse telefonda sesini duymakla ilgili. Bunların hiçbirini yapamadığıma göre neden seveyim bu günü... Fotoğraflarına sarılıp onları koklamak nasıl acıtıyor yüreğimi.  Düşünün annesiz bir çocuğun ağlamasını, hüznünü, mutsuzluğunu. Çekingenliği, ağır başlığı insanı nasıl duygulandırır. Aynada  kendime bakıp öyle üzülüyorum işte. Ah diyorum, neden ona her gün sımsıkı sarılmadım. Niye her şeyimi onunla paylaşmadım. Onu dinlemedim.  Neden sormadım ona her şeyi. Ondan daha çok öğrenmeye çalışmadım. Her anneler gününde nerede ne yapıyor olursam olayım her şeyi bırakıp ona koşmadım neden. Neden onunla daha çok tatil yapmadım. Onun gençliğini çocukluğunu saatlerce günlerce dinlemedim. Neden neden neden. Bundan sonra geri dönemem. Keşke dönebilsem. O zaman her anneler günü benim en büyük günüm olurdu. Ama şimdi sevmiyorum bugünü. Nedenlerle dolu bir günü kim sever ki...
Annesi var olan çocuklar, yaşınız kaç olursa olsun siz  hâlâ çocuksunuz, tadını çıkarın. Annenize sarılın şımarın ona. Konuşun dinleyin duyun. Olmadık o gün gelir ve yanınızdan göçüp giderse nedenlerle kocaman bir ömür kalır geriye. Annesiz anneler günü ile dolu bir ömür...

28 Mart 2019 Perşembe

Özet - Yarından Önce



1988 kasım, lise zamanları. Mutlu, maceralı bir hayatı vardır Ece’nin. Çocukluk aşkı Can ve arkadaşları ile beraberdir hep. Bir gün falezlerdeki gizli bir mağarayı keşfetmek için çıkarlar. O gün olanlardan sonra her şey değişir. Yeni bir hayattır bu. Üniversiteye gider. Başka bir şehir. Can ile yolları ayrılır. Sancılı ve yalnız günlerden sonra yeni aşka yelken açar. 
Üniversite aşkından bir çocuğu olur. Hayatı yine değişir. Çocuğunun babası askere gider ve iç savaşta ölür.  Yalnızdır artık. Londra'ya diş hekimliği doktorası yapmaya gider. Yılmadan çabalayan bir hayat aşığı gibidir. Ama kendi ile başbaşa kaldığında yarı ölü, beyaz, sessiz ve üzgündür hep. 
Sonra New York. Görkemli ve fırsatlarla dolu bir hayat. Başarılı. Muhteşem bir mâlikanede kalır. Thierry ile tanışır. Ruh ikizidir sanki. Eski aşklarının onda toplandığı mükemmel bir insan.
 Derken denizde bir tekne kazası olur. Başa sarar zaman.  Yıllar, dünya tersine döner hızla ve ta o mağaraya indikleri güne kadar. Bütün yaşadıkları hayal gibidir. Bembeyaz bir odada gözünü açtığında. Okuduğu bir kitabın kahramanını ondan bir çocuk yapacak kadar sevmiş, Londra'ya, New York’a Ankara’ya, İstanbul’a gitmiş ve yıllar su gibi akmıştır. Zaman kendi bildiği, evrenin ona bahşettiği şekilde ilerliyordur. Ece'nin zaman dilimi başkadır. Her günü yüzlerce gün kadar yaşar. Acaba gerçekte ne kadar zaman geçer?