https://www.youtube.com/watch?v=Pq0y86zIwwY&t=2103s
Hepimiz Biriciğiz. Farklıyız. Ama aynı duygularla farklılaşırız.
Hayat zor, karmaşık. Gördüğümüz, hissetiğimiz, anladığımız şeyler bambaşka. Dünya bir. Dünyalar çok. Farklı olmaktan korkma. Hayatta bocalamak insana mahsus. Farklı ol. Hayatın farkına var. İçindeki ışığı göstermenin zamanı gelmedi mi? [Özlem Y. Uçak]
2 Nisan 2026 Perşembe
4 Ocak 2026 Pazar
Otizm Kapıyı Çalınca
Otizmi ilk duyduğum
günü hiç unutmadım. 10 Mart 2018 cumartesi… O gün kreş pedagogunun önerisi ile
bir konuşma terapistine gitmiştik. Anne babası olarak amacımız birkaç seansla Kerem’in
konuşmasını hızlandırabilmekti. Sağlıklı, sevgi dolu bir çocuktu, anne sütü
alıyor, düzenli besleniyor ve uyuyordu. Mutluydu, neşeliydi. Kerem 25 aylıktı
ve bir tek kelime, hece dahi konuşmuyordu.
Bu tarihten biraz daha
önceye gitmek isterim.
Kerem bir buçuk yaşına
girdiğinde babası ona bir araba aldı. Kerem arabaya baktı, altına üstüne
dokundu, tekerleklerini elledi ve bir kenara koydu. “hadi araba sürelim”, der
eline tutuştururduk, birkaç dakika tutar yine bırakırdı. Ertesi hafta altı
parçalı hayvan resimleri olan bir yapboz koydum önüne. İki parçayı
birleştirdiğini gördüm. Daha önce hiç yapboz yapmamışken bunu yapabiliyor
olması gurur vericiydi. Varsın arabayla oynamasın, topu atmasın, yapbozu
yapıyor ya, dedik. Bilmiyorduk, bambaşka sebebi vardı.
İşte, biz oğlumuzun önemli bir sorunu
olmadığını düşünerek konuşma terapistinin yanına gitmiştik. Sadece konuşma
konusunda yardım edecek diye düşünüyorduk. Bırakın buzdağının saklı yerini, ufacık
kısmını gördüğümüzün bile farkında değildik. Otizm hayatımıza çoktan girmişti.
Ya da şöyle demeliyim, otizm hayatının içine biz giriyorduk.
“Siz bir test yaparak
bunu nasıl çözdünüz, nasıl anladınız? Diye sordum. İlk aklıma gelen soru bu
olmuştu, “nasıl anladınız?” Aslında bu soru şu demekti, yanılıyorsunuzdur
belki, yaptığınız test ve teşhis yanlış olamaz mı?
Ama maalesef yanlış
değildi.
Kerem oyun bölümündeki
oyuncaklarla oynarken, uzman arada Kerem’e sesleniyordu, o dönüp bakmıyordu.
“Sevdi oyuncakları”, dediğimi hatırlıyorum. O an uzmanın yüzündeki ifadeyi hiç
anlamamıştım ama şimdi biliyorum, o ifade kaygıydı.
Biz görüşmeden çıktık.
Bu adam ne dedi öyle dedik, birbirimize. Otizm de nereden çıkmıştı? İşte o cumartesi
bizim hayatımızın değişmeye başladığı ilk gün oldu.
Kerem oyuncaklarla
oynamaz, adına bakmazdı. Oturduğu yerde ileri geri sallanmasının, gece
ağlayarak uyanıp uykuya saatler sonra dalmasının sebebinin otizm olduğunu
öğrendiğimizde bunun durdurulması gereken tehlikeli bir canavar olduğunu
anlamıştık. Biz onu susturmazsak o oğlumuzu gücü altına alacaktı.
RAM’dan (Rehberlik
Araştırma Merkezi) çıkacak raporu beklemedik. Hiç vakit kaybetmememiz
gerekiyordu. Özel eğitim merkezimizle iletişim
kurduk ve derslere hemen başladık.
Kerem sınıfta
öğretmenle yalnız kalamıyor, sandalyede oturmuyor, masadaki materyallerle
ilgilenmiyor, göz kontağı kurmuyordu. Konsantrasyonu hiç yoktu. Oyuncaklar hiç
ilgisini çekmiyordu. Sadece bir materyal eline alıyor ve yalnızca onunla
ilgileniyordu. Özel eğitimcimizle sıkı ve yoğun bir program başladık. İlk
derslerde ben de girdim. Hem yapmam gerekenleri öğreniyor hem de Kerem’in
dikkatini derse yoğunlaştırması için yardım etmeye çalışıyordum. Böyle haftalar
geçti.
Kerem 3 yaşına
girmişti. Her şey öyle yavaş ilerliyordu ki sabretmek çok zordu. Hayâl
kırıklıklarıyla doluydu her günümüz. Onu anlamakta güçlük çekiyorduk. Onun bizi
anlamakta daha da zorlandığını görüyor bundan dolayı kendimizi çaresiz
hissediyorduk. Sonra bir gün Kerem’e ismini söyleyince, dönüp baktı. Bu bir
mucizeydi. Sırf bunun için aylarca uğraşmıştık. Emeklerimizin karşılığını
almaya başlıyorduk. Daha yoğun eğitim alarak açığımızı kapatmalıydık. Haftada 2
ders ile başladığımız eğitimi 4 e daha sonra 6 derse çıkardık. Yoğun eğitime
evden katkı sağlayarak hızla aşama kaydetmesini sağlamak bizim görevimizdi. Bunu
yılmadan yapmalıydık ve azimle.
Şimdi Kerem 6 yaşında. Haftada
12 ders alıyor. Artık göz kontağı kuruyor, adına bakıyor. Merhaba diyor. Nasılsın
sorusuna iyiyim, diye yanıt veriyor. Kerem çok yol kat etti. Fakat eğitim
süreğen bir şeydir. Her aşamadan sonra bir sonrakine geçmeliydik. Bunu ABA
eğitimi ile başardık. Kerem, alfabeyi rakamları, renkleri, hayvanları öğrendi. Onları
gördüğünde veya duyduğunda anlamlarını biliyor hale geldi. Kerem şu anda adını
ve soyadını yazabiliyor. Tek rakamları toplayabiliyor.
Evde yaşadığımız
zorluklar o öğrendikçe kolaylaştı. İhtiyaçlarını ifade edebildikçe yaşadığı
sıkıntılar ve davranış bozuklukları yok denecek kadar azaldı. İnsanlardan kaçan
çocuk kapı çaldığında kapıyı açan ve merhaba diyen bir çocuk oldu. Ne kadar çok
eğitim alırsa kendini o kadar iyi ve güçlü hissedeceğini ve hayatını değerli ve
güzel yaşayabileceğini çalışarak çözümlenemeyecek bir şey olmadığını bize
gösterdi.
Kerem, otizmi ilk
duyduğumuz günden bu yana çok yol kat etti. Bunu özel eğitim sayesinde
başardık. Daha çok yolumuz var. Bir yerden başlamak yolun yarısıdır derler. Fakat
otizmde başlamak sadece yolun başı. Her ne olursa olsun otizm bitmeyecek bir
şey olduğunu biliyoruz ama şunu da biliyoruz ki Kerem onun himayesine
girmeyecek. Çünkü bunun için elimizden geleni her zaman yapacağız.
Özlem Y. Uçak
Kerem’in annesi
14 Aralık 2025 Pazar
Roman Özeti - Yarından Önce
1988 kasım, lise zamanları. Macera dolu bir hayatı vardır Ece’nin. Çocukluk aşkı Can ve arkadaşları ile beraberdir hep. Bir gün falezlerdeki gizli bir mağarayı keşfetmek için çıkarlar. O gün olanlardan sonra her şey değişir. Yeni bir hayattır bu. Üniversiteye gider. Başka bir şehir. Can ile yolları ayrılır. Sancılı ve yalnız günlerden sonra yeni aşka yelken açar.
2.baskı
15 Ekim 2025 Çarşamba
DUYGUSAL EMEK
12 Nisan 2025 Cumartesi
Otizm Kapıyı Çalınca - Söyleşi
17 Mart 2025 Edebiyat Haber Dergisinde Yayınlanan Söyleşi
Özlem Y. Uçak Aura Kitapları etiketiyle, Agora Yayınları’ndan çıkardığı yeni eserini okuruna sundu. Otizm Kapıyı Çalınca. Oğlu
Kerem’i kucağına aldığı andan itibaren gerçekle yüzleşmesine kadar geçen
süreyi, sonrasında bambaşka bir koşunun içine girdikleri serüveni tüm
samimiyetle anlattığı bu değerli eserini önemli buluyorum. Bu kitabın toplumda
bir farkındalık oluşmasına katkıda bulunacağına inanıyorum. Yolunun açık
olmasını yürekten diliyorum.
Kitabın birçok yerinin altını
çizerek okudum. Bu yüzden Özlem Y. Uçak’ın cümleleri üzerinden sorularımı
sormak istiyorum.
1. Sevgili Özlem; “Ben elinizdeki kitapta, kendimi, yani bir
otizmli annenin duygularını ve yaşadıklarını anlattım. Başımıza gelen şeyin
beni, bizi nasıl ve ne yönde değiştirdiğini, bu değişiklikle nasıl baş
ettiğimizi göstermek ve benim gibi annelerin, ebeveynlerin, bakıcıların
yaşadıklarını diğer insanların anlamasını sağlamak istedim,” diyorsun.
Kutsal bir iş yaptığını söylemeliyim. Bu kitap yaşadığın o başlangıç sürecini
yeni baştan hatırlaman ve o duyguları yeniden yaşamandı bir nevi. Aynı durum
içerisinde olan ailelerin de öğrenmesi açısından sormak isterim: Bu gücü
kendinde nasıl yarattın? Seni bu denli önemli sıkıntılar içinde ayakta tutan
neydi?
Cevap: Sevgili Nilgün söyleşiye
başlamadan önce, duygularımı yeniden ifade edeceğim bir ortam bana sunduğun
için çok teşekkür ediyorum. Ne kadar çok kişiye ulaşırsam o kadar faydalı
addediyorum kendimi.
İlk soruna gelirsek; evet haklısın,
kitabı yazarken başlangıçta yaşanan o bilinmezlik, çaresizlik duygusu yüreğimi
yeniden sardı. Bunlar geçmişte kalmalı, ben önüme bakmalıydım. Buna kitabımı
yazarak başlamalıydım. Yazmalıydım ki, özel aileler yalnız olmadıklarını
görmelilerdi.
Ama asıl beni teşvik eden şey,
otizmi herkese, toplumun her kesimine anlatmak, göstermek derdiydi. Bunu bir
tek yazarak yapabilirdim çünkü ben bir yazardım. Bunca yıl, onca öykü, iki
roman otizmle yaşadıklarımızı kelimelere dökebilmek için bir ön çalışmaydı galiba.
Öyle farklı bir dünya ki bu, anlatmalıydım. Görevimdi.
2. “Onun
benim dünyama geldiğini düşünüyordum. Ama aslında biz onun dünyasına
giriyorduk,” diyorsun.
Aslında o nasıl bilmediği bir dünyaya gelmişse siz de ebeveyn olarak aynı
derece bilmediğiniz dünyaya Kerem’le adım attınız. Bu cümle çok samimi bir
itirafla birlikte durumu kabulleniş. Ve en zoru da zorluğu bilmek, kabullenmek
sanırım. Yanılıyor muyum?
Cevap: Öyle önemli bir şey ki
kabullenmek, kabulleniş, artık her ne denirse… Özellikle bunu sorduğun için
teşekkür ederim. Otizm, ya da çoğunlukla yaygın gelişimsel bozukluk olarak
adlandırılan, bir spektrum. Spektrumdan kastım şu; her otizmli bireyde farklı
özelliklerin ortaya çıktığı, kalıpsal durumların olabileceği gibi her bir
kişide ayrı ayrı görünebilen bir nörolojik problemler bütünü. Bu açık bir tanım
olmadı fakat kabaca böyle özetlenebilir. Daha halk diliyle şöyle
söyleyebilirim; her parmağın izi farklı olduğu gibi her bir otizmli birey de
farklı. Bizim Kerem’in dünyasına girmemiz, anlamamız gerekiyordu. Tüm bunları
yapabilmemiz için ilk önce otizmin varlığını kabul etmeliydik. İtiraf
etmeliyim, kabullenmenin ardından başlangıçta kafamda deli gibi dönen pek çok
soru kendiliğinden çözüme ulaşmıştı. Sonrası ise, öğrenmek, empati kurmak,
adapte olmak.
3. Kitabından otizmin anne karnında
saptanabilen bir durum olmadığını öğreniyorum ve daha ilginci çok ileri yaşlara
kadar fark edilemeyebileceğini söylüyorsun. Bilimin otizme net bir çözüm
bulamadığından söz ediyorsun. Konuyla ilgili yayınları yakından takip
ediyorsun. Yazım süresinde kitaba giremeyen bir gelişme oldu mu? Hâlâ
bilinmezliği sürüyor mu?
Cevap: Tıp çok hızlı ilerliyor
fakat her nedense konu otizm ve benzeri gelişimsel bozukluklar olunca tıkanıp
kalıyor. Aslına bakarsan otizm yeni bir buluş değil. 1938’de Hans Asperger
adında bir bilim insanı tarafından tanımlanmış. Bunun öncesi de var. Sonrasında
Leo Kanner adında başka bir bilim insanı spektrumlu birkaç çocuk üzerinde
1943’te yaptığı çalışmada otizmin özelliklerini daha net açıklar hale gelmiş.
Üzerinden nerdeyse bir asır geçmek üzere. Bu sürede pek çok gerekçe çıkmış
ortaya. Kimi soğuk anne sendromu diyerek çocukları annelerinden ayırıp bir
bakımevine koymuş, kimi ise ilaç, elektroşok tedavileri ile insanları
sakinleştirmenin, düzeltmenin yolunu aramış. Fakat bunların hiçbiri
spektrumdaki bireylerin otizminin yok olmadığını gösteriyor. 90’lara
gelindiğinde görülüyor ki otizm dünyada hızla artıyor. Genetik faktörler,
çevre, hamilelik dönemi, annenin beslenmesi, birçok etki ortaya çıksa da
hiçbiri otizmin gerçek sebebi değil. Yani demem o ki; bunu çok üzülerek ve
hatta büyük bir çaresizlikle söylemeliyim, otizmin nedeni bilinmemekte.
4. “Mutlu
olmak, en azından herkes gibi bir hayat yaşamak için bu kadar emek, çaba
harcamanın sebebi neydi? Hayat neden bu kadar zordu? Ve tabii o bildik soru
dönüp duruyordu kafamda: Başımıza bu neden gelmişti?” Hayatı sorgulatan bir dönemin
içine girdin Kerem’le. Hala sorguluyor musun, bu dönem bitiyor mu? Daha
başka nasıl duygulara evriliyor?
Cevap: Bu hiç bitmez. Hep aklımızın
bir yerinde neden sorusu var. Bununla yaşamayı öğrenmek gerekiyor. Zaman
ilerledikçe anne babalarda bu soru şuna evriliyor; benden sonra çocuğuma ne
olacak? Bu öyle bir soru ve sorun ki diğer tüm duyguları bastırıp devleşiyor
kafamızda. Çocuğunun kendi başına ayakta kalabilmesi için çabalıyorsun bu
sefer. Kendi başına yaşayabilmesi için onu hazırlama derdine giriyorsun.
Yemeğini kendi yapsın, kendi başına alışverişini, özel bakımını yapabilsin,
kimseye muhtaç olmasın. Bir sonraki kitabım ergen ve yetişkin otizmlilerin
yaşadıkları ile ilgili olacak. Çünkü Kerem ergenliğe yaklaşıyor.
5. Eserinde önemle vurguladığın,
eğitim. Otizmli bir bireyin eğitimi. Ancak sadece o birey değil, ebeveynlerin
de bu eğitimi alması gerektiğine özellikle vurgu yapıyorsun ve dünyaya gelmiş
birini yeniden yaratmaya başlıyorsunuz. Bu konuda kimlere görev düşüyor bunu yeniden
söylemeni istiyorum. Bu ekonomik olarak da aileleri zorlayan süreçte kimler
sizin yanınızda olmalı yeniden seslenir misin?
Cevap: Bir diğer güzel soru daha.
İsterdim ki bir ilaç bulunsun çocuğum onu içsin ve her şey düzelsin. Bunun için
tüm varımı yoğumu koyardım ortaya. Fakat şu an elimizde eğitimden başka bir yol
yok. Ne yazık ki devletten yeterli eğitim desteği göremiyoruz. Otizmli bir
çocuğun haftada en az 30 saat özel eğitim alması gerekir. Devletin sağladığı sadece
2 saat. Kalan saatleri aileler kendi maddi imkânları ile almak zorundalar. Özel
eğitim almakla da bitmiyor. Spor, sanat, meslek eğitimleri vermek şart.
Nörogelişim gösteren bireylerle aynı eğitimi alamadıkları için onlara özel
programlar yapılmalı. Biz şu an üvey evlat gibiyiz. Devletin öz evladı olmak
istiyoruz. Tabii her şeyi devletten beklemek yanlış olur. Toplumdaki tüm
bireylerin otizmi tanımaları, büyük şirketlerin otizmli gençleri işe almaları
gerekir. İnanır mısın? Koca Türkiye'de otizmli istihdam edilmiş sayı 100 kişiyi
dahi bulmuyor. Bu gençler çalışabilir. Yeri geldiği için çağrı yapmak isterim.
Büyük şirketler! İşe alım programlarınıza otizmli personel alımını da ekleyin.
İnanın zarar görmezsiniz…
6. ABA derslerinden bahsediyorsun. ABA
dersleri ile birçok zorluğu aştın. Bu kitapta da çok önemli bir şey yapıyorsun
yardımcı bir eğitimden, sistemden bahsediyorsun, ailelere örnek oluyorsun.
Bilmeyenler duysun isterim: Bu eğitimden kısaca bahseder misin? Size katkıları
neler oldu?
Cevap: ABA ispatlanmış otizm eğitim
programlarından birisi. Zor bir eğitim. Hem uygulayıcı, yani eğitmen hem de
öğrenci için. Bu eğitimde yapılan her şey kanıta dayalı olmak zorunda. Somut,
gerçek verilerle ilerleniyor. Kitapta ayrıntısıyla anlattığım bir bölüm var.
Kapsamlı olmasının bir diğer sebebi ise ailelerin eğitime doğrudan katılmak
zorunda olması. Bu yöntemle günlük hayatta uygulanabilir bir program
hazırlanabiliyor. Böylelikle eğitim alan kişi masa başında oturarak değil
hayatını sürdürürken her an eğitim programına dâhil oluyor. Ben ABA terapiden
çok şey öğrendim. Kerem'e yaklaşımım ABA sayesinde doğru bir hale
geldi.
7.
“Otizm bir sosyal iletişim sorunu olduğuna göre
sanat bu sorunu sorun olmaktan çıkarabilecek mucize bir yöntem olabilirdi.
Otizmi sanat yenebilirdi.” Muhteşem
bir teşhis. Sen de öykü-roman yazarısın. Bu zorlu süreçte oğlunu sağlıklı birey
olarak yetiştirmek için sanata spora tutunuyorsun. Bunu herkesin duymasını
istiyorum Kerem’le neler yapıyorsunuz?
Cevap: Bu çocukların kendini ifade
edebilmeye ihtiyaçları var. Sanat bunu en güzel şekilde yapabiliyor. Daha
huzurlu ve sakin olmalarını sağlıyor. Bir otizmli çocuğun resim yaparken
stereotip hareketler yaptığını ya da sinirli olduğunu hiç gördünüz mü? Bu
mümkün değil. Resim yaparken, renklerle oynarken Kerem'in sakinleştiğini
görüyorum. Spor ise olmazsa olmaz. Hiperaktivitesini söndürmenin en sağlıklı
yolu. Kerem haftanın dört günü yüzme, bisiklet, masa tenisi, paten gibi
spor etkinlikleri yapıyor. Otizmli çocukların uzun saatler masa başında
olmalarının çok yanlış olduğunu düşünüyorum. Bazı aileler sadece özel eğitim
aldırarak otizmin sönebileceğini düşünüyor. Yanlış bir kanı. Spor ve sanatla
içiçe hem de sokaklarda olmalılar, toplumun içinde bulunmalılar. Biz farklıyız.
Toplumun bizi kabul etmesi için saklanmak değil dışarda olmamız gerekiyor. Bu
kolay bir şey değil. Özellikle anne babaların yürekli olması gerekiyor. Ne
yazık ki dışarısı çok çetin.
8. “Bazen
onun gibi olmaya özendiğimi fark ediyordum. Sevmediği şeyi yapmak zorunda hissetmemek,
istemediği yemeği yememek, gülmek istediğinde etrafa aldırmadan gülüp ağlamak,
çığlık atmak. Bunlar özgürlüktü.” Bunu çok önemli bir itiraf olarak görüyorum. Sen
çocuğunu eğitirken o da senin olman gereken insan olman için mi çalışıyordu ne dersin?
Cevap: Bu hayatı kabul edip ona
göre yaşamaz isek bu ölüm demektir. Birbirimizden çok şey öğreniyoruz. Ben
Kerem’den çok şey öğreniyorum. En başta; insanlar farklıdır, herkes aynı olmak
zorunda değildir; bunu öğreniyorum. Empati kurmayı öğreniyorum. Yapılan her
şeyin mutlaka bir sebebi var. Hiçbir şey kendiliğinden olmaz, bunu öğreniyorum.
Sevginin gücünü, hayatın basitleştirilebileceğini… Hayata bakışım tamamen
değişti. Gerçek ben, kişiliğim, onunla ortaya çıktı. Ben oğluma çok teşekkür
ediyorum ve onun için her gün dua ediyorum.
9.
Otizmle
savaşırken aynı zamanda çevreyle de bir savaşa giriyor ebeveynler. Hangisi daha
ağır diye sorsam, zor bir soru olur. Bence ikisi de birbirinden ağır. Evladını
kabullenirken çevrenin de olurunu, onayını samimiyetini istemek. Antalya’da
üzücü bir olay yaşıyorsun, toplumun otizmle ilgili hiçbir fikri olmadığının ve
özellikle yargılamaktan hiç çekinmediğinin altını çiziyorsun. Bir daha benzer
olaylar yaşamamanı dileyerek bu süreçte bizler, edebiyat çevresi neler yapabiliriz?
Cevap: Otizmi sadece bir farklılık olarak
görmek gerekiyor. Eğer solaksanız sağ elinizi kullanamazsınız. Bu durum sizi
rahatsız etmez, çünkü yapınız budur ama çevrenizdekiler sol elinizle yazı
yazarken sizi tuhaf karşılar. Ta ki o kişiler solak biriyle uzun süre birlikte
olana kadar. Ortaokulda bir arkadaşım vardı. Sol elinle nasıl yazabiliyorsun,
bana çok tuhaf geliyor. Çok anormal geliyor, derdi. Son sınıfa geldik.
Arkadaşıma sordum hâlâ tuhaf geliyor mu solaklık, diye. Hayır, artık gelmiyor
demişti. Otizm de bunun gibi, otizmli insanlarla vakit geçirmek gerekiyor.
Neden ellerini sallıyor, neden konuşmuyor diyenler bir süre sonra bir başka
kişilerin yanında onu savunur hale geliyor.
Edebiyat çevresi çok şey yapabilir.
Onları yazabilir mesela. Bizim asıl tüm sanat, iş, STK topluluklarından bir
ricamız olur. Bu konuya daha çok yer vermeleri, insanları bilinçlendirmek için
çalışmalar yapmaları bizler için en güzel destek.
10. “Araştırmalarımdan
çıkardığım sonuç, eğitimle otizmin bastırılabildiğiydi; kaybolmuyordu, ancak
söndürülebiliyordu,” diyorsun.
Seni çok cesur ve başarılı buluyorum Özlem. Bu sürecin başarısı; kabullenmek ve
bilimle, sanatla yol almak diyebilir miyiz?
Cevap:
Tam üstüne bastın. Ayağını kaldır J Ve tabii eğitimle… Otizm
yok olan bir şey değil. Çünkü hastalık değil. İnsan otizmli doğar ve otizmli
ölür. Kendini geliştirerek toplumsal hayata adapte olur veya olamaz.
11. Topluma haykırarak söylemek
istediğin bir cümle var mı?
Cevap: Tüm farklılıklarımızla bizi
kabul edin, derdim. Tek bir cümle.
12. Söyleşi için çok teşekkür ediyorum
ve seni gönülden kutluyorum.
Cevap: Bu fırsatı bana verdiğin
için asıl ben teşekkür ederim. Yalnızlık hissi en kötü şey. Artık bu çabada
yalnız olmadığımı biliyorum. Sayende.
https://www.edebiyathaber.net/ozlem-y-ucak-bu-kitapta-beni-beni-tesvik-eden-sey-otizmi-herkese-toplumun-her-kesimine-anlatmak-gostermek-derdiydi/



