17 Haziran 2020 Çarşamba

AYAKKABI TAMİRCİSİNİN İLGİNÇ RÜYASI

Ayakkabı Tamircisinin İlginç Rüyası

“Yaşamak, yeryüzünde en nadir rastlanılan şeydir. İnsanların çoğu sadece var oluyorlar o kadar.”

Oscar Wilde

 

AYAKKABI TAMİRCİSİNİN İLGİNÇ RÜYASI

 

Bazı insanlar, yaşadıkları yerin sahibi olmaktan çok, o yerin sahip olduğu bir varlık oluyorlar. Şehir ve deniz ilişkisi gibi. Şehir denize ait değildir deniz şehre aittir. Boğazın İstanbul’u değil, İstanbul’un boğazı olması gibi.  Mesela bir ayakkabı tamircisi; neredeyse çocuk yaşta başladığı mesleğini aynı mahallede hatta aynı dükkânda sürdürüyor. Önüne gelen çeşit çeşit ayakkabıyı boyuyor, dikiyor, söküyor ve yapıştırıyor. Yıllarca başka bir şey yapmaya ne zamanı oluyor ne de gücü. Bu durumun tamirci için nasıl bir duygu yarattığını kimse bilemez. Ancak onun yerinde olmak gerekir. Ece ayakkabı tamir dükkânına sık olmasa da zaman zaman giriyor ve her girişinde hissettikleri aynı oluyor. İçinden fışkıran boğucu bir sıradanlık. Deri, boya ve toz kokusunu içine çekerken buranın başka bir dünyaya ait olduğu fikrine kapılıyor. Binlerce hatta belki milyonlarca ayağın deriye sinen kokularını duyumsamak, hayatlardaki farklılıkları ve aynı anda sıradan şeylerdeki birbirlerine benzerlikleri onda baş döndürücü bir etki yapıyor. Parlak, rugan ayakkabısını gösterirken, tamircinin, hayatı boyu defalarca tekrarlamış olduğu el hareketinin çabukluğuna ve naifliğine gizliden bir hayranlık duyuyor. Arka duvarda ürkütücü şekilde duran eğik ve siyah aynadan seyretmeye başlıyor. Elleri ayakkabının üstünde ustalıkla, yüzündeki yol yol  çizgiler kıpırtısız duruyor.

Sıradan, sabun köpüğü gibi sohbetler bu insanları dinlendiriyor. Düşüncelere dalıp içeriden çıkamamak tehlikesini yok ediyor belki de. Tamirci işini yaparken bir yandan da yanındaki çırağına rüyasını anlatmaya başlıyor. Hep aynı rüyayı görse de her defasında onu heyecanlandırdığını söylüyor. Ece meraklı görünmekten çekiniyor belli etmek istemiyor ama dinliyor:

Yağmurlu bir günde dükkândadır. Oldukça ürkünç, karanlık bir hava vardır. O, ayakkabı topuğu çakarken şimşekler çakar. Kulakları sağır eden bir gürültü olur. Karşısındaki duvar çökmüştür. Korkunç bir manzaradır. Sokağı görür. Etrafta bağrışmalar vardır. Ama onda panik duygusu belirmez. Telaşlanması gerekirken sakindir. Sanki hep yıldırım düşüyor, evler yıkılıyor gibi sakin. Topuğu çakmaya devam eder. Bir an dehşet duygusuna kapılacak gibi kalbi hızla atar, hemen geçer. Ardından sevinç hisseder. Koca binanın duvarı çökmüş; sevinç hissetmesinden utanır. Gördüğü rüyadan dolayı kendini ayıplar…

  “Felaket oluyor insan sevinir mi yahu?” diyerek bitiriyor rüyayı anlatmayı.

Ece aynadan adamın ellerini izlerken parmaklarındaki boya lekelerini fark ediyor. Derinin içine işlemiş ve sanki doğuştan öyleymiş gibi gayet olağan ve sıradan görüyor. Neredeyse yarım yüzyıldır ayakkabı tamir ettiğini düşününce hayatını değiştirmek için onun bir cesareti olabileceğini sanmıyor. Yaşamını durağan şekilde sürdürmenin huzurunun onda yarattığı dinginliği ama bir yandan da, için için hayatında büyük bir değişim istediğini anlıyor. Ama hiçbir zaman, yer yarılsa bile, hayatını değiştiremeyeceğinin onun da farkında olduğunu gözlerinde görüyor. Başka bir kuvvetin her şeyi değiştirmesini bekliyor tamirci. Bu yüzden rüyasında yıkılan duvara bakıp sevinç gösteriyor.

Ece bu çıkarımını ona söylemiyor. Söylemesinin bir anlamı olmayacağını biliyor. Önyargılı olduğunun farkında fakat tamircinin bunu yıkacak bir iradesinin olmadığını da görüyor. Ece bunun bir küçümseme ya da aşağılama olmadığını hissedip rahatlıyor. Böylece, bundan kaynaklanan bir tarafsızlık ve ardından gelen büyük bir duyarsızlık yaşıyor.

'Usta, bitince bir de boyayıver' diyor ve sehpada duran gazeteyi eline alıyor.