26 Eylül 2018 Çarşamba

SAKAL


SAKAL
Kaç zaman oldu artık saymıyorum. Aylar, yıllar. Tenimde gezinen sakalın varlığını kanıksayalı.  Ortaokul zamanlarımda yoktu sakal modası. 80'lerin ortası. Hatta büyükler, hafif sakalı uzamışa at hırsızı der aklıselim işinde gücünde adamlar, iyi aile oğlanları herkes sinekkaydı tıraş olurdu. Babamın tıraş olmasını izlerdim her sabah. Sabahın en önemli ritüeliydi. Olmazsa olmazı. Profesyonelliğine hayrandım. Şimdi düşünüyorum da, hakikaten bir gün bile tıraşsız gitmemiştir işe babam. Her gün yapılan işin bir süre sonra alışkanlık olduğu fikri ta o zamandan aklıma yer etti. Bıyık bırakırdı ama. 'Bıyık başka sakal başka' derdi. 'Sen yemeğinde kıl çıksa yer misin? Sakal da kıllarla beraber yemek yemek gibi 'derdi. 
Bu bilgiyle büyümüş bir kızın onunla baş etmek zorunda olduğu yaşlara geldiğinde sakalı sevmemesi hatta tiksinmesi normal bir durum. Sebebini açıklıyor olmalı babamın bu sözleri.
Baba olmanın ilk şartı bıyık bırakmaktı galiba. Bir de moda var tabi. Tüm dünyayı etkilediği gibi bizim evi de etkiliyordu elbette. Bıyık sakalın ilk aşaması gibi dursa da aslında ideolojik anlamda ikisi de birbirinden çok farklı. Sakal isyankâr, muhalif ve aykırı olma arzusuyla tüm dünyaya başkaldırma göstergesi şu günlerde. Felsefesi bu olsa da o aykırılığın zaman zaman itici olabileceği aklına gelmiyor kimsenin. Bıyığın durumu ise çok başka şu ara. Bıyık baba figürünü çoktan unutup bambaşka bir hale geldi. Hatta bıyık ve sakal iki zıt karakterli, geçimsiz, asla bir arada olamayacak iki kardeş sanki...
Geçenlerde ergen bir gencin odasında birkaç dakika geçirdim. Duvarda bir futbolcu ile bir dizi oyuncusunun posteri vardı. Gür sakalları ile muhteşem pozlar. Karizmatik yakışıklı ve olgun göründüklerini kabul etmemek mümkün değil. Özene bezene yaratılmış. Hem çok vahşi hem de en mükemmel adam olgunluğuna erişmişler sanki. Bir sakal işte böyle gösterebiliyor. Aslı ile görünen, farklı olabiliyor çoğu zaman. Sakal. Aslını yansıtmayan bir görsel şölen. 
Dervişler bırakmaz mıydı sakalı? Zamanlarını dünya işleri ile uğraşarak geçirmemek için bırakırlarmış. Yemek yiyerek, uyuyarak, tabi bir de tıraş olarak geçen zamanı, insanlığın iyiliğine ve ulu varlığa duayla kullanmak daha içlerine sinen bir durummuş tabi. Bilgeliklerini ve inançlarını bu şekilde göstermek istemiş olabilirler. Bir derviş karşımıza çıksa onu dış görüntüsüyle tanımamız pek mümkün olmaz bu çağda. Çünkü  en büyük görsel farkındalıkları sakal herkeste var…
Yani kısacası sakal geçmeyecek bir moda. Ve artık itiraf etmeliyim ki ben hoşlanmıyorum. Bakışları karartan, gözlerin parıltısını yok eden tüylü bir örtü. Gençken her şeyi güzelleştireceğime, düzelteceğime, önüme engel çıkmaz çıkarsa da mutlaka aşacağıma inanırdım. Oysa bir sakal ile bile beraberlik öyle zor ki. Çocukken babamla başlayan sakal ve bıyık ilişkim bu duruma geldi. Onunla baş etmeye çalışma çabası.
Onca dünya derdim yokmuş gibi, sakalın altında kaybolan o masum çocuğu arıyorum şimdi. Çaresiz, yalnız, saklanan, kimseye hiçbir şey göstermemeye çalışan o çocuğu.
Karanlıkta bulabiliyorum bazen. Gözlerini hafifçe aralayıp baktığında. Görür gibi oluyorum. Yatakta yanı başımda sakince duran, bildiğim o güzel yüzü parıldayan bir çift gözle bana yansıyor. Sakalı görmüyorum, karanlıkta kaybolmuş. Batmıyor da. Bir an birkaç saniye sakalsız olduğunu hayal ediyorum.